İçeriğe geç
Bayburt Haberim

Gündeme sade, anlaşılır bir bakış

Çalışma Hayatı

Toplantıların görünmeyen maliyeti ve daha azıyla yapmanın yolu

Bir saatlik ve sekiz kişilik bir toplantı kurumdan tam bir çalışma günü alır. Toplantıyı gerçekten gerekli hâle getiren şartlar bellidir.

Derya Koralp 3 dk okuma

Çalışan pek çok insanın gününü asıl dolduran şey yaptığı iş değil, o işi konuşmak için girdiği toplantılardır. Takvim açıldığında görülen manzara tanıdıktır: arka arkaya dizilmiş bloklar, aralarda birer çeyrek saatlik nefes payları ve akşama doğru "bugün hiçbir şey yapamadım" hissi. Toplantı, kurumsal hayatın en meşru zaman tüketicisidir; çünkü kimse ona itiraz etmeyi düşünmez. Oysa bir toplantının gerçek maliyeti, süresinden çok daha büyüktür.

Bu maliyeti hesaplamanın basit bir yolu vardır: süreyi katılımcı sayısıyla çarpmak. Bir saatlik ve sekiz kişilik bir toplantı, kurumdan sekiz saat alır. Bu, tam bir çalışma günüdür. Buna bir de toplantıdan önce toplanma, sonrasında yeniden odaklanma süreleri eklenir. Zihin, bir işten kopup toplantıya girdiğinde ve çıktığında ısınma süresine ihtiyaç duyar. Böylece kâğıt üzerinde bir saatlik görünen bir buluşma, pratikte her katılımcının gününde iki saatlik bir çukur açar.

Toplantı gerçekten gerekli mi

Her toplantı çağrısından önce sorulması gereken tek bir soru vardır: burada karşılıklı konuşma gerekiyor mu? Eğer amaç bilgi aktarmaksa, yazılı bir mesaj neredeyse her zaman daha iyidir. Yazı, okuyanın kendi hızında ilerlemesine, geri dönmesine, kaydetmesine izin verir. Toplantı ise herkesi aynı hıza zorlar ve söylenenler birkaç gün içinde buharlaşır.

Toplantının gerçekten değerli olduğu durumlar bellidir: bir karar birden fazla kişinin itirazını ve katkısını gerektiriyorsa, konu duygusal olarak hassassa, ya da ortada henüz şekillenmemiş bir fikir varsa ve birlikte düşünmek gerekiyorsa. Bunların dışındaki çoğu buluşma, alışkanlıktan doğar. Haftalık düzenli toplantılar bu konuda özellikle dikkat ister; başlangıçta bir ihtiyaca cevap veriyorlardır ama zamanla ihtiyaç kaybolur, toplantı kalır.

Gündemsiz toplantı, sonuçsuz toplantıdır

Toplantıların dağılmasının en yaygın sebebi, ne için toplanıldığının net olmamasıdır. Gündem denince akla genellikle başlıklar listesi gelir; oysa işe yarayan gündem, başlıkları soru hâline getirir. "Bütçe" demek yerine "gelecek çeyrekte bütçenin hangi kalemi kısılacak?" demek, konuşmayı ilk dakikadan hedefe yöneltir.

Bir diğer ayrıntı, gündemin toplantıdan önce paylaşılmasıdır. Katılımcılar konuyu ilk kez odada duyduklarında, düşünme süreci toplantı süresinin içine sıkışır. Önceden okuyan bir ekip, odaya hazır fikirlerle gelir ve aynı konu yarı sürede kapanır. Bazı kurumlarda toplantının ilk on dakikası, hazırlanan kısa metnin sessizce okunmasına ayrılır. Tuhaf görünse de bu yöntem, herkesin aynı bilgiyle konuşmaya başlamasını sağlar.

Odadaki sessizlik

Toplantıların bir başka sorunu, konuşma süresinin eşit dağılmamasıdır. Çoğu buluşmada sözün büyük kısmını iki ya da üç kişi alır; geri kalanlar dinler ve çıkışta asıl düşündüklerini koridorda söyler. Bu, kurumun en pahalı kaybıdır: ödenen zaman harcanmış, alınacak fikir alınmamıştır.

Bunun önüne geçmek için basit düzenlemeler yeterlidir. Toplantının başında herkesin kısa bir görüş belirtmesi, tartışma öncesinde herkesin kendi değerlendirmesini yazması, ya da sadece kimin henüz konuşmadığını fark edip söz vermek. Özellikle yönetici konumundaki kişinin fikrini en sona bırakması, odadaki dengeyi belirgin biçimde değiştirir; çünkü ilk söylenen görüş, sonrakileri farkında olmadan kendine çeker.

Bitiş, başlangıç kadar önemlidir

Pek çok toplantı, saat dolduğu için biter. Oysa iyi bir kapanış, toplantının değerini belirler. Son beş dakikada üç sorunun cevaplanması yeterlidir: ne karar verdik, kim ne yapacak, ne zamana kadar. Bu üçü yazılmadan dağılan bir toplantı, büyük ihtimalle bir sonrakinde aynı yerden yeniden başlayacaktır.

Kapanışın bir başka parçası, toplantının kendisini değerlendirmektir. Ayda bir kez, düzenli toplantıların gerçekten gerekli olup olmadığını sormak yeterlidir. Bazıları kısaltılabilir, bazıları yazılı bir güncellemeye dönüştürülebilir, bazıları tamamen kaldırılabilir. Takvimde açılan her boşluk, ekibe kesintisiz çalışma imkânı verir ve asıl işin yapıldığı yer orasıdır.

Toplantı kültürünü değiştirmek bir kişinin işi değildir ama bir kişiyle başlayabilir. Kendi çağırdığı toplantıları kısaltan, gündemi soru hâline getiren, gerekmediğinde çağrıyı iptal eden biri, ekibine zaman kazandırmaktan fazlasını yapar; sessiz bir standart kurar. Ve kurumlarda standartlar, genelgelerden çok örneklerle yayılır.